Çocuklarımız ve Dilimiz

Çocuklarımızın ve gençlerimizin, kişisel kelime hazinesi bakımından “kelime fukarası” oldukları, bu nedenle de kendilerini ifade etmekte zorluk çektikleri, eğitim-öğretimle ilgili her türlü toplantıda, gündeme getirilmektedir. Öğretmenler, özellikle de Türkçe ve edebiyat öğretmenleri, öğrencilerin kompozisyon yazamadıklarını söylemekte; yazarken ve konuşurken düşüncelerini 30-40 kelimeyle ifade etmeye çalıştıklarını, kendilerini aynı kelimelerle tekrarladıklarını belirtmektedir. Medyamız da bu sorunu sık sık gündeme getirip eğitim sistemimizi sorgulamaktadır.

Okul öncesinden üniversiteye kadar, eğitimin her kademesindeki öğrencilerimizin kişisel kelime servetinde ciddî bir sorun olduğu bilenen bir gerçektir. Bu eğitim kademelerinin programlarında öğrencinin kişisel kelime servetini artırmaya yönelik uygulanabilir özel amaçların olmadığı da doğrudur. Hâlbuki “İster konuşma, isterse yazılı bir metin olsun dilde en etkili, en güçlü birim sözcüklerdir.’’ İnsanlar kelimelerle düşünür. Kelimeler bizim düşünme aracımızdır. Algılama gücünün sınırlarını aşan fakat anlama sınırları içinde kalan birçok konu, kelimeler sayesinde kavranmaktadır. Kelimeler, aynı zamanda düşündürme aracıdır da. İşittiğimiz veya okuduğumuz bir kelime hafızamızın bir yerlerinde uyandırılmayı bekleyen bazı düşünceleri tetikleyebilir. Biz de kullandığımız kelimelerle başkalarının zihninde yeni düşünceler uyandırabiliriz.

Hayal eden, düşünen ve duyan kimse, bunların sonuçlarını davranış ve söz olarak kendi benliğinin dışına aktarır. Bir kişinin, birikimini bize anlatabilmesi için aktif hâle getirilmiş bir kelime servetine ihtiyacı vardır. Paylaşılmayan birikimin ise, toplumsal açıdan hiçbir değeri yoktur. Yani sizin bilginiz benim anlayabildiğim kadardır veya siz, kendinizi bana anlatabildiğiniz kadar bilgilisiniz. Bunu çok bilinen bir sözle ifade etmek istiyorum: “Denizin ikimize ait olması bir şey ifade etmez. Çünkü onu paylaşacak kabımız yok!” Şu hâlde iletişim zenginliği kelime zenginliğine bağlıdır. Bu nedenle eğitim öğretimin her kademesinde, geçici veya daimi, her programa kişisel kelime servetini artırmaya yönelik açık ve anlaşılır hedefler koymak zorundayız. Anadili eğitiminin herhangi bir yerinde görev alan / kendisine de bir “görev” düşen ilgili veya yetkili (anne, baba, öğretmen, programcı, rehber… Kim olursa olsun.), bu hususta hangi noktada bulunduğumuzu ve ne yapmamız gerektiğini bilmelidir.